Travma, stres verici durumların bireylerde bıraktığı ruhsal ve fiziksel hasarlardır. Her stres verici olay kişilerde travma yaratmaz. Buradaki en büyük ayrımı kişinin karşılaştığı olayla baş edebilme gücünün olup olmaması belirler. Stres verici olaylar doğrudan bireye yönelik olmasa bile bireyin görgü şahidi olması, yanında gerçekleşmesi, seslerini duyması aynı travmatik etkiyi yaratabilir.

Travmatik durum, nesnel tehdit ile kişinin baş etme gücü arasında varoluşsal bir dengesizlik yaratır. Varoluşsal boyuttaki tehdide rağmen travmaya verilecek uygun bir cevabın imkansızlığı ise “travma paradoksunu” oluşturur.

Görsel ve yazılı medyada yer alan bir klişe vardır. Psikolog danışanına çocukluğunuza inelim der ve devamında çeşitli espriler yapılarak bu klişe karikatürize edilir. Yukarıda verilen tanımlardan yola çıkarak bu klişenin ardındaki gerçeği anlayabilmeliyiz. Çocukluk yaşantılarımız, yetişkinlikteki kişiliğimizi ve davranışlarımızı şekillendirir. Herhangi bir ihmal ya da istismarla baş edebilme gücünü gösteremeyen çocukluk çağındaki bireylerin, ilerleyen yaşantılarında bambaşka sorunlara bürünmüş halde kendini gösteren travma etkileriyle karşılaşmaları sürpriz olmayacaktır.

Travmatik yaşantılar bireyin ve çevresinin iradesi dışında gerçekleşen (tabiat kaynaklı) tehdit ya da baş edilmesi mümkün olmayan afetler olarak görülebilir. Sel, deprem gibi büyük çaplı ve kitleleri etkileyen afetler; kazalar, savaşlar da bireylerde benzer travmatik etki bırakabilirler. 2000’li yıllarda panik atak ve kaygı bozukluğunun görülmesinde artış olmasının bir açıklaması da 17 Ağustos depremi olarak gösterilebilir.

Bunların yanı sıra kayıp, işkence, beyin yıkama gibi baş edilmesi güç olan durumlarda bireyler, travmatik yaşantıları maalesef tecrübe etmek zorunda kalıyor. Çok yakından şahit olduğumuz Suriye iç savaşında – 6 yaşından küçük – 3 milyondan fazla çocuk sadece savaşa ve etkilerine maruz kalarak büyüdü, büyümekte. Save the Children adlı kuruluşun yapmış olduğu çalışma, çocukların çok büyük oranda travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösterdikleri tespit edildi. Yetkililer çocukların psikolojik destek alması gerektiğini aksi takdirde Suriye’de bir neslin gördüğü zararın telafi edilemeyeceği vurguladılar (Dipnot – 1).

İnsan eliyle gerçekleştirilen travmalar fiziksel ve ruhsal (duygusal) ve cinsel travma olmak üzere üçe ayrılıyor. Burada dikkat çekmek istediğim başlık ise duygusal travmalar olacaktır. Çoğunlukla çocukluk çağında maruz kalınan duygusal travmalar çözüme ulaşmadığı takdirde, bireyin ileri yaşantısında ciddi davranış bozukluklarına neden olabiliyor.

Travma yaşantılarını oluşturan olgular sadece negatif yüklü olaylar değillerdir. İhmaller ve istismarlar da bireylerde travma etkisi oluşturur. Özellikle çocukluk çağı travmalarında sıkça karşımıza çıkan iki durumdan söz edebiliriz; fiziksel ve duygusal ihmal.

Çocuklara yönelik fiziksel ihmallerin (beslenme, barınma ve korunma ihtiyaçlarının eksik verilmesi ya da hiç verilmemesi) vahameti bir yana duygusal ihmaller çocuklarda anlaşılması zor travma etkileri bırakabiliyor. Tam burada şunu belirtmekte fayda var, travmatik yaşantıları olan ebeveynler çocuklarına karşı daha acımasız davranabilir. Hatta bu durum, iyileşme sağlanmazsa kuşaklar arası travma geçişlerine müsait hale gelebiliyor.

Hiçbir sebebi ve kökeni olmamasına rağmen tüylü hayvanlara dokunamıyorsanız ebeveynlerinizden birinin tüylü bir hayvanla yaşadığı kötü tecrübenin korkusunu taşıyor olabilirsiniz.

Duygusal ihmallerle birçoğumuz karşılaşmış olabiliriz ve çoğumuz da bu stresle baş edebilmiş olabiliriz. Yeterli duygusal destek sağlanmaması, ilgi ve sevgi gösterilmemesi, çocuğun şiddetle karşı karşıya kalmasına izin verilmesi gibi durumlar duygusal ihmal olarak sayılırlar. Ancak yaşantılarımızda üstesinden gelinemeyen duygusal istismarlar da mevcut olabilir. Çocuğun nefret nesnesi (günah keçisi) haline getirilmesi, yüksek beklentiler ve “örnek çocuk” istemi, “yetişkinleştirme” (çocuktan olgun-yetişkin bir insan gibi davranmasını arzulamak) duygusal istismar olarak yer alırlar.

Bazen belirlenmesi, tespit etmesi oldukça güç hatta soyut aynı zamanda her bir bireye göre değerlendirildiğinde ünik olan durumların yol açtığı tehlike ise ortaktır. Duygusal istismara uğrayan çocuk (birey) fiziksel ve cinsel istismara daha açık hale gelir. İyileştirmeye, daha travma etkisine yol açacak olay gerçekleşmeden, önleyici çalışmalar yapılarak başlanması bu yüzden elzemdir.

Dipnot:

  1. Görüşleri alınanların yüzde 71’i travma sonrası stres bozukluğu nedeniyle çocukların giderek yataklarını daha fazla ıslattıklarını ve istemsiz idrar kaçırdıklarını kaydetti. Yetişkinlerin yüzde 48’i çocukların konuşma yeteneklerini kaybettiklerini ya da savaşın başlamasının ardından konuşma güçlüğü çektiklerini belirtti.
Kaynaklar ve İleri Okuma
0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments