Çocukluğumuzun çizgi filmi Jetgiller’de izlediğimiz birçok şey artık gerçek: GPS sistemi, akıllı ev, görüntülü konuşma, hizmetçi robot… Henüz işe gitmek için metrobüsleri kullanmak zorunda olup uçan araçlarımızın kontağını çeviremesek de, dün jetgiller ailesinin kullandığı teknoloji bugün etrafımızı çepeçevre kuşatmış durumda. Hayatımızı kuşatan yapay zeka sistemler yakın geleceğimizin de Jetgiller’de hayal edilenin ötesine geçeceğinin habercisi.

Herkes yapay zekanın dünyanın geleceğini kökten değiştireceğinden emin. Bu bağlamda geleceğe dair birçok öngörü duymak mümkün; yapay zekalar güçlerini birleştirip insanlığın sonunu getirecek, makineler işlerimizi elimizden alacak… Bu gibi öngörüler bilim kurgu filmlerinden de aşina olduğumuz gibi en popüler olanları arasında, ancak şu an için yapay zeka gelişimine ve onun doğuracağı sonuçlara dair söylenenler hemen hemen felsefi birer spekülasyondan öte geçecek nitelikte söylemler değil. Zira insandan daha zeki bir zeka olmanın sınırı en az insan kadar zeki olmaktır. Herhangi bir çalışmanın neticesinde öyle bir zeka çıkmış mıdır ki kendinden daha zeki bir zeka örneği olsun? Bu sorunun cevabı: Hayır. Dolayısıyla şu an itibariyle böyle bir zeka tehdidi görünmemektedir (1). Ancak tüm insanlık tecrübe etmiştir ki bilim hayretlerle doludur, her an insanlığı şaşırtacak gelişmelere adım atmaya muktedirdir.

Tüm bu söylenenlerle beraber yapay zekanın geçmişten bugüne olan hızlı gelişimi bu felsefi düşüncelere büyük oranda haklılık payı vermekte. Aynı zamanda Pentagon’un savaş robotu Atlas’ın engelli arazilerde yürüyebildiğini, darbeler karşısında tek ayaküstünde durabildiğini gördüğümüzde, bilim kurgu filmlerinde izlediğimiz kıyamet senaryolarına çok da uzak olmadığımız düşünülebilmektedir.

Yakın veya uzak gelecek hakkında bunlar gibi birçok teori üretmek mümkün. Ancak bunlar ne ölçüde gerçekleşebilecek, sadece kurgu düzeyinde mi kalacak şu an için muamma. Ancak muamma olmayan bir durum var ki o da yapay zekanın hızlı bir gelişim gösterdiği.

Macera Nasıl Ve Ne Zaman Başladı?

Esasında yapay zeka çalışmalarının da başlangıç serüveni diğer tüm teknolojik icatlardan, bilimsel keşiflerden pek farklı değildir. Diğer tüm icat ve keşifler ihtiyaç ve merak ikilisinin önderliğinde gerçekleştiği gibi yapay zeka çalışmalarına da bu ikili öncülük etmiştir. Yapay zeka araştırmalarının ismi henüz söz konusu değilken insanların kendi türüne ait yegane nitelik üzerine düşünmeleri, zeki davranışların altında yatan sebepleri sorgulamaları ve insana benzer olarak hareket kabiliyeti olan varlıklar üretebilme merakı neticesinde gerçekleşmiştir. Daha derinlere inildiğinde ise adeta insanın kodlarına işlemiş olan doğayı ve insanı kontrol etme duygusunun da bu gelişimde pay sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir ifadeyle modern bir kölelik müessesi yaratma duygumuz bu çalışmalarda bizleri harekete geçiriyor olabilir.

Bu sorgulamaların, düşüncelerin ve merakın meyvelerini henüz o dönemde adına yapay zekâ çalışmaları diyemesek de milattan öncesine kadar tarihlendirmek mümkündür. Başka bir ifade ile yapay zeki davranışlar sergileyen sistemler üretmeye çalışmanın eski bir tarihi vardır.

İnsanın doğadan ilham alarak benzer sistemleri üretme merakına uygun olarak ilk otomatın antik Yunan bilimci ve felsefeci Tarantolu Arhitas’ın (ö. M.Ö 347) ucuna tutturulan çubuğun çevresinde dönen otomat güvercini olduğu söylenir. İslam dünyasında ise on ikinci ve on üçüncü yüzyılda yaşamış olan İsmail bin Rezzâz el-Cezerî (ö. XII-XIII. y.y.), mekanik ve hidrolik temelli otomatlar tasarlamıştır.

 

Günümüze yakın tarihlere geldiğimizde ise yapay zeka çalışmaları, gerçekten zekaya sahip olacak, tamamen fiziksel bir aygıt yapılabileceği inancına uygun olarak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu inanca uygun olarak Gottfried Leibniz (ö. 1716); birbirine bağlı döner silindirler aracılığıyla toplama, çıkarma işlemi yapabilen bir aygıt geliştirmiştir. Leibniz, her türlü düşüncenin saf hesaplamaya indirgenerek kusursuz bir mantıksal dilin oluşturulabileceğini düşünmekteydi.

Takip eden dönemde Charles Babbage isimli matematikçi, zihinsel yetenekler üzerine yoğunlaşmıştır. Tasarladığı “Analitik Makine” temel mantıksal ve aritmetik işlemleri yapabilmekteydi. Bu makinenin sahip olduğu çalışma ilkeleri, modern dijital bilgisayarların habercisi niteliğindeydi.

Günümüze daha yakın tarihlere geldiğimizde ise yapay zeka kavramını bugün kullandığımız anlamda kullanacak olan ve bu çalışmaların asıl temellerini atacak olan Alan Turing ile karşılaşmaktayız.

Bilgisayar sistemlerinin oluşumuna imkan sağlayan temel; Alan Turing tarafından atılmıştır. Turing, İngiliz ordusunun Alman ordusunun Enigma şifrelerini çözme amacını taşıyan ekibinin başındaki isim olarak bir askeri ihtiyaç neticesinde geliştirdiği yöntemi ilerleterek bugünün bilgisayarlarının temelini atmıştır.

Enigma; 1928-1945 yılları arasında kullanılan ve Alman ordularının birimleri arasında güvenli iletişimi sağlayan daktiloya benzer elektronik bir sisteme verilmiş isimdir. Çalışma yöntemi ise güvenli olarak gönderilmesi gereken bir iletinin Enigma makinesi aracılığıyla şifrelenmesi ve alıcısına iletildikten sonra karşı tarafın Enigma makinesi kullanarak deşifre etmesi şeklindedir. Almanlar bu sistemi 1. Dünya Savaşı sonrasında inşa etmeye başlamışlardır.

1939 yılında Enigma şifrelerinin kırılması işini İngiltere üstlenmiştir. Alan Turing’in başkanlığında 12.000 İngiliz’in görev aldığı ekip müthiş bir işbirliği ve çalışma sergileyerek tek bir amaç için yoğunlaşmış ve modern bilgisayarların temeli olan bu cihazları oluşturmuşlardır. Böylelikle Turing modern bilgisayar kavramının oluşmasına katkı sağlamıştır.

Takvimler 1950’lili yılları gösterene dek yapılan çalışmaları yapay zeka olarak adlandırmak zor olmakla birlikte 1950 yılı itibariyle yapay zeka kavramı bugün kullanıldığı anlamıyla ilk kez “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu gündeme getiren Alan Turing tarafından kullanılmıştır.

Turing’in sorusuna ilk ciddi cevap girişimi 1956’ta Marvin Minsky, John McCarthy, Nathaniel Rochester, Claude Shannon tarafından organize edilen Dartmouth Konferansında gerçekleşmiştir. Bu konferans için yapılan çağrı metninde yapay zeka kavramına ilk çerçeve çizilmiştir. Konferansa çağrı metninde çalışmanın, öğrenme ve/veya zekanın açık bir şekilde tanımlanarak makinelerde bunun benzetiminin sağlanıp sağlanamayacağının anlaşılması amacında olduğundan bahsedilmiştir. Yapay zeka bir terim olarak ilk kez bu konferansta John McCarthy tarafından dile getirilmiştir

Yapay zeka ile ilgili 1956 tarihinde gerçekleştirilen ilk resmi konferanstan sonra Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde ilk yapay zeka laboratuvarı, John McCarthy ve Marvin Minsky öncülüğünde kurulmuştur. Ardından Stanford Üniversitesi’nde bir başka laboratuvar kurulmuştur. Bu gelişmelerle, yapay zeka bir uygulama alanı olarak gelişmeye başlamıştır. Bu uygulama alanları öncelikle bilgisayar oyunları üzerinde gelişmeye başlamıştır. Eğlence amaçlı olarak başlayan çalışmalar ilk olarak satranç oyunu üzerinde uygulanmıştır.

İnsan davranışının ve özel olarak zekasının taklit edilerek gerçekleştirilmesi amacına hizmet eden yapay zeka uygulamalarının, zeki davranış oluşturma amacını fiziksel anlamda da insana benzeyerek gerçekleştirdiği alan robot üretim alanıdır. Robot üretimi alanında ilk evrelerde; Qrio, Asimo, Hubo isimli robotlar üretilmiştir. Günümüz itibariyle ise robotların nasıl bir gelişim seyri izlediğini hep beraber müşahede etmekteyiz. Bu bağlamda gerçekleştirilen gelişmeler de robot olarak isimlendirilmek yerine “humanoid” olarak yani “insansı” olarak isimlendirilmektedir. Zira ürettiğimiz makineler robot olarak isimlendirilemeyecek kadar gelişmiştir ancak insan olarak isimlendirilecek kadar da gelişmişlik düzeyinde değildir. Esasında robotlar arasında bir kategorizasyon, bir ayrım yapılması gerekmektedir. Önceden programlanmış talimatları kusursuz biçimde yerine getiren robotlar, kararları insanların önceden verdiği makinelerdir. İnsanlar bu kararları vermeden bu robotlar birer mekanik metal yığınından ibarettir. Kast edilen ikinci tip robotlar ise; hiçbir veri, girdi beklemeksizin kendi kendine düşünebilen, tamamen bağımsız robotlardır.

Günümüzde mevcut olanlar ise daha çok 1. tip robotlar olmakla beraber geçmişten günümüze etkili ve hızlı gelişim gösteren yapay zeka alanı 2. tip robotların/humanoidlerin habercisidir. Bugüne kadar gelinen sürede insanoğlu kendi türüne rakip olabilecek bir üretim içerisine girmiş ve bu anlamda çok yol kat etmiştir. Hızla ilerleyen bu süreçte daha neler olabileceğini, 2. tip robotların üretilip üretilemeyeceğini merakla takip edeceğiz.

Kaynaklar ve İleri Okuma
  1. Şadi Evren Şeker
  2. Çağdaş Zihin Felsefesinde Yapay Zeka – Merve Koyuncu

 

 

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
HÜSEYİN ŞAŞMAZ*UZUN
HÜSEYİN ŞAŞMAZ*UZUN
2 yıl önce

İnsanlığın geleceği konusu, iyiden iyiye gündeme oturmuş durumda.