Gözler, yaşayan bir çok canlı için dış dünyadan bilgi alma amacıyla en yoğun kullanılan organlardır. Aynı durum bizler için de geçerli. 300 – 400 bin yıllık insanlık tarihinde, gözler bizim için en önemli bilgi alma aracı olmuştur. Bütün düşünce yapımız, farkındalığımız gözlerden gelen veriye göre ilerlemiştir. Geliştirdiğimiz teknoloji ve yaptığımız bilimin büyük bir çoğunluğu da yine gözler temel alınarak yapılmıştır.

Şu an herhangi birine “En değer verdiğin duyu organın hangisi?” diye bir soru yöneltecek olursak, cevabın çok yüksek bir oranda “gözler” olacağını düşünüyorum. Çünkü başına bir şey gelmeden farkına varmasak da, gözlerimiz bizim hayatımızda en vazgeçilmez yaşama araçlarından biridir. Bütün yapılan işlerin merkezinde gözler vardır.

Düşünce yapımızın da gözlerden aldığımız veri ile geliştiğinden bahsetmiştim. Burada kast ettiğim şey, düşünmek için dış dünyadan bir veri almamız gerektiği ve bu veri alma işini de çok büyük bir oranda gözler ile yaptığımız gerçeğidir. Bununla birlikte beynimiz incelendiğinde gerçekten gözler ile düşünmenin biyolojik bağlantılarının da olduğunu görüyoruz.

Son zamanlarda yapılan çalışmalar, göz hareketlerinin beynin çalışması ve düşünceler hakkında birçok ipucu verdiğini gösteriyor. Gözlerimiz sürekli çeşitli hareketler yapmakta ve bunların bir çoğunu bizden habersiz devam ettirmekte. Örneğin bir kitap okurken, gözler kelimeler arasında “sakkadik hareket” denilen hızlı geçişler yapmaktadır. Aynı durum yeni bir ortama girdiğimizde de olur ve gözlerin bu hareketi sayesinde farkında olmadan ortamdan birçok veri alırız (1).

Bunların yanında verdiğimiz kararların da göz hareketlerimiz ile ilgili olduğunu gösteren çalışmalar var. Örneğin aldığımız kararların belirsizliği ile göz bebeklerimizin büyüklüğü birbiri ile ilişkili gibi görünüyor. Aldığımız karar bizim için ne kadar belirsiz ise, göz bebeğimizin çapı o kadar genişliyor. Bu durumun yorumlamasını ben beynin kararsızlığı gidermek için ihtiyaç duyduğu daha fazla veriyi alma uğruna gösterdiği bir çaba olarak yorumluyorum (2).

Bir başka çalışma ise hafızanın göz hareketleri ile büyük oranda bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yapılan çalışmada bir grup öğrenciye bilgisayar ekranından bir görüntü gösteriliyor. Daha sonra görüntü ortadan kaldırılıp öğrencilere bu görüntü hakkında doğru ve yanlış bilgiler söyleniyor ve söylenilenin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu çok hızlı bir şekilde belirtmeleri isteniyor. Ancak bunu yaparken bir grup öğrenciden gözünü tek bir noktaya sabitlemesi isteniyor, diğer grup ise serbest bırakılıyor. Deney sonunda göz hareketleri serbest bırakılan grubun hatırlamada çok daha başarılı olduğu gözlemleniyor (3).

Gözler ve Düşünme

Ayrıca, beden dili ile ilgili konular da araştırıldığında, en çok dikkat edilen ve üzerinde durulan konunun gözler olduğunu görüyoruz. Ne kadar süre ile göz teması kurmanın gerektiğinden, kaç kez göz kırpmanın verdiği mesaja kadar gözlerin hakkımızda birçok bilgi verdiğini görüyoruz. Hatta sadece kişinin gözlerine bakarak o kişinin mutlu mu yoksa üzgünmü veya kızgın mı olduğunu anlayabiliyoruz.

Bütün bunların yanında benim dikkatimi çeken bir şey de rüya görürken yaptığımız göz hareketleri. “Rapid Eye Movement” yani hızlı göz hareketleri dediğimiz bu durum, gözlerimizin rüya görürken yaptığı hızlı hareketlerdir. İşin daha ilgi çekici yanı ise bu durumun, hayatından herhangi bir görsel veri almamış doğuştan görme engelli insanlarda da oluyor oluşu (4). Bu da beynimizin veri işlemesinin gözler ile bağlantılı olduğunu düşündüren şeylerden birisi.

Son olarak kendimde tecrübelediğim bir durumu daha anlatmak istiyorum. Derin düşüncelere daldığımızda, bir problem çözmeye çalıştığımızda ya da felsefi bir soruya yanıt aradığımızda gözlerimiz ile bir yere odaklanırız ve düşüncelere dalarız. O durumda gözümüzün önünde çok önemli bir şey olsa dahi o şeyin verisi beynimizde işlenmez ve düşündüğümüz şeye odaklanmış oluruz. Ancak bunu gözümüz kapalı yapmaya çalıştığımız zaman başaramadığımızı fark ettim. Gözleri kapatıp düşünmek, bir problemi veya bir soruyu çözmeye çalışmak genellikle çok verimsiz oluyor. Gözlerin açık olması, baktığımız şeyi tam olarak görmesek bile düşündüğümüz şeye çok daha iyi odaklanmamızı sağlıyor.

Sinirbilim alanında gelecekte yapılacak yeni çalışmalar bu ilişkiyi biraz daha aydınlatacaktır. O zamana kadar bizlere düşen gözlerimizi açmamız ve düşünmeye başlamamızdır.

Kaynaklar ve İleri Okuma:
  1. How your eyes betray your thoughts
  2. Decision-related pupil dilation reflects upcoming choice and individual bias
  3. Look Here, Eye Movements Play a Functional Role in Memory Retrieval
  4. Dreaming and the brain: Toward a cognitive neuroscience of conscious states

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir