* “Dünyanın büyük dinleri” nitelemesi söz konusu dinler hakkında değer ifade etmemektedir. Söz konusu dinlere inanan sayısının, nüfusunun diğer dinlere inanların nüfusuna oranla fazla olmasını ifade etmektedir.

Din, netice olarak, tabiat nizamını ve beşer hayatını yönettiğine ve kontrol ettiğine inanılan insanüstü kuvvetlerin bir yatıştırılması ve uzlaştırılmasıdır.

J.G. FRAZER 

Din, her şeyin bizim bilgimizin üstüne çıkan bir kudretin tezahürleri olduğunun kabulüdür.

HERBERT SPENCER

Goethe’nin “Tek bir dil bilen, hiçbir dil bilmez” sözünü dinlere uyarlayan Alman din bilimci Max Müller, “Tek bir din bilen, hiçbir din bilmez.” der. Bu söz, içerisinde bulunduğumuz şu yüzyıllarda gerek “öteki ile diyalog” kurma gerekse diğer din doktrinlerini tanıma açısından ayrı bir öneme sahiptir.

Dinleri tanıma, insanları tanımayı kapsayan bir kavramdır. Bu bakış açısıyla dinleri bilmek ve tanımak günümüzde de önemini korumaktadır.

Günümüzde uluslararası etkileşimin fazlasıyla arttığını göz önünde bulundurursak, tek bir dini bir gruptan oluşan bir ülkeden bahsetmek mümkün değildir. Katolikliğin merkezinde (Roma) devasa bir caminin, Müslüman ülkelerde ise kiliselerin boy gösterdiği bir çağda yaşamaktayız. Dini ve etnik kimliklerin iç içe geçtiği günümüzde birbirimizi tanımaya her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duymaktayız.

 

Dinin tarihsel süreç içerisinde insanoğluyla birlikte varlığını sürdürdüğü, insanın olduğu her zaman diliminde ve her yerde dinin de var olduğu aşikardır. Antropolojik verilere baktığımızda insanlığın, tarihin her döneminde bir din ile ilişki içinde olduğunu görürüz. Bunun en güzel örneğini, ülkemiz sınırları içerisinde bulunan ve insanlık tarihine dair tüm bildiklerimizi yeniden düzenlememizi gerektiren Göbeklitepe’de [1] görmekteyiz. Göbeklitepe keşfedilmeden önce antropolojik veriler dinin ortaya çıkışını, insanlığın avcı toplayıcı dönemden tarım toplumuna geçip yerleşik hayatı benimsemesi sonucuna bağlamaktaydı. Ancak antropologların Göbeklitepe’yi, insanlığın tarım ve yerleşim kavramlarına çok uzak olduğu bir döneme tarihlendirmesi ile insanlık tarihine dair bildiklerimizi güncelledik. Göbeklitepe günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önceye tarihlendirilir. Şu an için insanlığın en eski mabedi olma özelliğini taşımaktadır. Bu bağlamda Göbeklitepe, 20. yüzyıldan itibaren dinin kökenine dair geliştirilen değerlendirme ve teorilerin “masa başı” pozitivist değerlendirme ve teoriler olduğunu düşündürmektedir. Gerek dünya genelinde yaşayan topluluklara yönelik yapılan saha araştırmaları ve gerekse eski toplumlara yönelik antropolojik veriler her dönemde insanların bir şekilde dinsel bir inanca sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Aynı şekilde günümüzde de insanın din ile olan ilişkisi gündelik hayatın içerisinde oldukça görünür halde. Muhtemelen ilk insanlardan başlayarak çeşitli merhalelerden süzülerek günümüze kadar gelen bu ilişki, öyle görünüyor ki, bundan sonra da varlığını sürdürecektir. Tarihsel süreçlerdeki gibi günümüzde de vazgeçilmezliğini koruyan din, insanın düşüncelerini, tavırlarını, diğer insanlara ve çevreye karşı tutumlarını belirlemiş dolayısıyla hakkında bilgi sahibi olmak neredeyse her insan için bir gereklilik olmuştur.

Bu gerekliliğe binaen biz de bu yazımızda “müntesiplerinin niceliği bakımından” dünyanın en büyük dinleri olma özelliği taşıyan Hristiyanlık, İslam ve Hinduizm dinlerini ele alalım. Zira başta da ifade ettiğimiz gibi “ötekini” tanımanın bir diğer yolu ötekinin dinini, dini inançlarını tanımak ve bilmekten geçmektedir. Bu üç din doktrinini anlatmadan önce, “din” kelimesinin etimolojik tahliline ve kazandığı anlamlar a bir göz atalım.

Din Kelimesinin Anlam ve Kökeni

İnsanlık tarihi ile başlayan ve ona paralel gelişme gösteren din, çeşitli kelimelerle ifade edilmiş, muhtelif şekillerde tanımlanmıştır. Bu tanımların çeşitliliğinin sebebi din sosyolojisi, din felsefesi, dinler tarihi vs. çeşitli din bilimlerinin, konuya yaklaşım yöntemlerinden kaynaklanmaktadır. Başlangıcından itibaren tarihi süreç içerisindeki insanlığın din tecrübesini tanımlayabilecek kapsamlı bir din tarifi yapmak zordur. Yapılan din tanımlamalarında ise tarih boyunca tüm insanlığın temsil ettiği dinsel yapıyı kapsayıcı bir yaklaşımdan ziyade sınırlı bir din tarifinin ön planda olduğu görülmektedir. Özetle ifade etmek gerekirse, din tanımlarında birlik sağlanamamış ve yapılan din tarifleri bir kitap olacak boyuta ulaşmıştır.

Dinler tarihi açısından bir din tanımına bakılacak olursak, din; insanın düşünce ve inanca dayalı değerlendirmelerini içeren zihinsel fonksiyonlarını, her türlü tavır ve davranışlarını ve insanın diğer insanlarla ilişkilerini belirleyen ve insanı disiplin altına alan bir sistem olduğu söylenebilir.

Mümkün olan başka bir tanımlama ise, bir cemaatin sahip olduğu, kutsal kitap, peygamber veya kurucu, tanrı kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yaptığı ibadet, yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür.

Etimolojik ve semantik tahlillerde, dilimize Arapçadan geçen din kelimesinin “De-Ye-Ne” veya “Da-ne” kökünden türediği belirtilir. “De-Ye-Ne Arapçada “borç” anlamına gelmektedir. Bu köke nispet edilen din sözcüğü de başlangıçta borç anlamında kullanılmaktayken zamanla anlam genişlemesine uğramıştır. Semantik bakımdan “borç” anlamındaki deyn, giderek “örf, adet, usul” karşılığında din şeklini almıştır. Din sözcüğü daha sonraları da terimleşerek “Allah’ın hükmü ve yönetimi” (Bu terim anlamı tüm bilginlerin üzerinde mutabık olduğu anlam olmasa da, kelimeye verilen manaların genel toplamı niteliğinde düşünülebilir.) anlamını kazanmıştır.

Batı dillerinde ise din sözcüğünün karşılığı “religion” ya da “religio” olup, “reli-gare” veya “religere” kökünden türediği ifade edilmektedir. Din (religion) sözcüğü “reli-gare” köküne izafe edildiğinde “bağlanmak” anlamına gelirken, “religere” köküne izafe edildiğinde ise “bir işi tekrar tekrar ve dikkatlice yapmak” anlamlarına gelmektedir. İlerleyen süreçlerde bağlanmak anlamındaki reli-gare, “insanların din yoluyla Tanrı’ya ve birbirlerine bağlanmaları” anlamını kazanmıştır.

Dünyanın Büyük Dinleri
Hristiyanlık:

Milattan sonra 1.yüzyılda Roma İmparatorluğunun gölgesinde ortaya çıkan Hristiyanlık günümüzde iki milyarı aşkın bağlısıyla dünyanın en yaygın dini konumundadır. Hristiyanlık vahye ve kutsal kitaba dayanan özde tek tanrılı olmakla beraber farklı şekillerde yorumlanan üçleme/teslise yer veren ilahi kaynaklı bir dindir. Bu dinde Hristiyanlık anlayışına özgü “Hristiyanlık inanç felsefesi” diyebileceğimiz tanrı, peygamber, melek, ahiret, kutsal kitap inançları görülmektedir. Teslisteki üç şahıs da tanrıdır. Bu üç şahıs tanrının değişik tezahürleri ve sıfatlarıdır.

Tanrı İnancı: Hristiyanlıkta tanrı inancının temelinde teslis (baba, oğul, kutsal ruh) inancı bulunmakla birlikte bu inanç şeklini kutsal kitaplarında açık bir şekilde ortaya koyan ifade bulunmamaktadır. Bu inanç şekli Hristiyanlıkla beraber ortaya çıkmış bir doktrin olmayıp, Hristiyanlıktan önce diğer bazı dinlerde, bazı felsefi ve teolojik akımlarda teslis benzeri inanış ve uygulamalara rastlanmaktadır. Sümerler’de Anu-Enlil-Ea, Hinduizm’de Brahma-Vişnu-Şiva teslise örnek olarak verilebilecek inanışlardır.

Hristiyanlıkta teslisin ilk ve asıl unsuru babadır. Tanrı baba olarak nitelendirilir ve en mükemmel ve sonsuz saf bir ruhtur. Tanrı/baba, İsa’da (oğul) bedenleşmiştir. O, insanlara sevgisini ve merhametini göstermek için İsa suretinde aralarında yaşamıştır. Teslisin üçüncü unsuru kutsal ruhtur. Baba bütün işlerini bu kutsal ruh ile yapar ve daima onunla kudretini gösterir. Kutsal ruh iyi düşünceler verir, tövbe, dua ve niyaz öğretir. Kısaca baba yaratıcı, oğul (İsa) kurtarıcı, kutsal ruh takdis edici (yüceltici) olarak formüle edilebilir.

Kutsal Kitap: Hristiyanlıkta kutsal kitap, tanrı ile insanlar arsındaki bir ahit olarak değerlendirilmektedir. Bu anlayışa göre Hz. Adem’in Tanrı’ya karşı işlediği günah, sonraki nesillere aktarılmış ve insanlık günahkar bir tabiata saplanmıştır. İnsanlığın kurtuluşu için Tanrı Hz. Musa ile bir ahit yapmış ancak bu ahit de kurtuluşu sağlayamamıştır. Bunun üzerine Tanrı insanlığın kurtuluşu için kendi oğlu İsa’yı insan şeklinde yeryüzüne göndererek çarmıhta feda etmiş ve bu suretle insanlık ile yeni ahit yapmıştır.

Bu bağlamda Hristiyan kutsal kitabının “eski ahit” olarak adlandırılan ilk bölümü, Yahudi kutsal metinlerinden oluşmaktadır. Bu özelliği ile Hristiyanlık, bir başka dinin kutsal kitabına kendi kitapları içerisinde bölüm olarak yer veren tek örnektir. Hz İsa’dan sonraki dönemde çeşitli yazarlar tarafından yazılmış olan Dört İncil, Resullerin İşleri, Yirmi bir Mektup ve Vahiy isimli kitaplar bir araya getirilerek ‘Yeni Ahit’ oluşturulmuştur. Eski ahit ve yeni ahitten oluşan bu külliyatın ismi ise Kitab-ı Mukaddes olarak isimlendirilir.

İbadetler: Hristiyanlıkta ibadet, kiliselerde cemaatle papaz önderliğinde yapılmaktadır. Bunun dışında bireysel olarak yapılan dua ve oruçlar da bulunmaktadır. İbadetler, günlük, haftalık ve yıllık periyotlarla gerçekleştirilir.

Haftalık olarak yapılan ibadetler pazar günleri gerçekleştirilmekte olup bu günün İsa’nın dirildiği ve havarilerine göründüğü ayrıca kilisenin kurulduğu gün olma inancı dolayısıyla ayrı bir önemi vardır. Pazar ibadetlerinde kutsal kitaptan parçalar okunur, ilahiler söylenir, dualar edilir ve vaazlar verilir.

Yıllık olarak yapılan ibadetler ise anma ve kutlama günü şeklindedir. Noel, Epifani, Paskalya, Haç Yortusu, Meryem Ana Günü bunlardandır.

 

İslam:

Günümüzde dünyanın hemen her tarafında yaşayan yaklaşık bir buçuk milyar insanı bünyesinde barındıran İslam’ın, miladi 7.yy başlarında Hz. Muhammed ile başlar. Dünya nüfusunun 1/5’ini oluşturan İslam, 8.yy başında Arabistan’da doğdu. İslam dininin tebliğcisi/peygamberi Hz. Muhammed’dir. İslam dininin de kendine özgü tanrı, peygamber, melek, ahiret, kutsal kitap ve ibadet anlayışı vardır.

Tanrı inancı: Tanrı’ya iman inancın ilk esasıdır. Din öncelikle Allah’a iman esasına dayanmaktadır. İslam’da Allah’ın özellikleri zati ve subuti sıfatlar ayrımıyla ifade edilir. Buna göre Allah’ın, vahdaniyyet (tek olması/tevhid), kıdem, beka, muhalefetün li’l-havadis (yaratılmışlara benzememesi), kıyam bi nefsihi (varlığında hiçbir şeye muhtaç olmaması), hayat, ilim, semi, basar, kudret, tekvin, irade, kelam gibi sıfatları vardır.

Kutsal kitap: Kutsal kitap inancı, İslam’ın iman esaslarından bir diğeridir. İslam’da diğer dinlerdeki gibi birden fazla kutsal kitap bulunmamaktadır. Kutsal kitap tektir ve onun adı da Kur’an-ı Kerim’dir. İslam inancı, kitaba imanı yalnız Kur’an ile sınırlandırmamakta, suhuf adı verilen o günkü yazı imkânlarıyla tespit edilen tabletler, levhalar, papirüs gibi çeşitli malzemelere yazılan ilahi metinlere ve dört ilahi kitaptan olduğu söylenen İncil, Tevrat ve Zebur’a da imanı içine almaktadır. İslam inancına sahip bilginlerin kahir ekseriyeti Kur’an metninin nüzul döneminden itibaren tek harfi bile değişmeksizin çağdan çağa intikal ettiği hususunda kesin bir inanç geliştirmişlerdir. Yine kahir ekserinin anlayışına göre Kur’an’ın metinleşme süreci dinin tebliğcisi Hz. Muhammed döneminde başlamış ve bitmiştir.

İbadetler: İslam’da ibadetlerin toplu olarak icra edildiği yerler cami veya camiye nispetle daha küçük mabetler olan mescid olarak adlandırılır. İbadetler kulun kul olduğunun farkına varmasının bir nişanesi olarak anlam kazanmış eylemlerdir. İslam inancında ibadetleri şekle ve zamana bağlı olan ibadetler ve şekle ve zamana bağlı olmayan ibadetler olarak kategorize etmek mümkündür. Şekle ve zamana bağlı olan ibadetlere namaz, oruç, hac ve zekat girmektedir. Bunların her birinin zamanı, yapılma yeri ve şekli bulunmaktadır.

 

Hinduizm:

Hinduizm, Hint Yarımadasında yaşayan halkın çoğunluğunun dini inançlarını ve geleneklerini ifade etmek üzere kullanılan bir kelimedir. Bu kelime İndus Nehri’nin etrafında oturan anlamına gelen Farsça bir kelime olup batılı araştırmacılarla bu bölge halkının dinini ifade etmek üzere kullanılmıştır. Hindular ise kendi dinlerini “Sanatana Dharma” veya sadece “Dharma” olarak isimlendirirler. Bu dine mensup olanlara ise “Sanatani” denilmektedir.

Bugün yaklaşık 600-650 milyon mensubuyla dünyada en fazla inananı bulunan üçüncü veya dördüncü din durumundaki Hinduizm, aynı zamanda dünyanın en eski dini geleneklerinden birisidir. Hinduizm’i diğer dinlerden ayıran en önemli özellik onun belli bir kurucusunun ve iman anlayışının bulunmayışıdır. Hinduizm’in bilinen tarihi yaklaşık otuz beş asırdan daha uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır.

Hint Yarımadası’nda ortaya çıkan dini hareketlerde Tanrı ve varlık konusunda faklı anlayışlar vardır. Hinduizm’de Tanrı inancı, ahiret ve kurtuluş inancı, enkarnasyon ve reenkarnasyon inancı, karma ve yoga inancı gibi kendine özgü inançlar barındırır.

Tanrı inancı: Hinduizm’de peygamberli dinlerin vahiylerinde de Tanrı’nın kendinin gösterdiği inancı vardır. Hinduizm’de tanrının çeşitli şekillerde görünüşü olarak telakki edilen çok sayıda tanrı ve tanrıça heykelleri görülmektedir. Tanrılar panteonu olarak adlandırılabilecek bu panteonda bir üçleme dikkati çekmektedir. Bu üçleme içinde öne çıkan üç tanrı; Brahma, yaratıcı tanrı; Vişnu, koruyucu tanrı ve Şiva, yok edici tanrıdır. Bu tanrı panteonu üç birlik anlamına gelen “trimurti” terimiyle ifade edilir.

Hindularda tanrı Vişnu’nun cisimleşmesine inanılır ve bu inancın adı “avatara/enkarnasyon” olarak bilinir. Hintliler, tanrının kendisini tarihin her devresinde çeşitli şahsiyetlere bürünerek insanlara gösterdiğine inanmaktadır. Böylece tanrı, kötülüğü yok edecek ve insanlara ihtiyaç duydukları vazifeleri ve kanunları bildirecektir. Peygamber konusunu da böyle açıklamaktadırlar.

Kutsal kitaplar: Hinduizm’in kutsal kitap külliyatı Vedalar, Brahmanalar, Arankayalar ve Upanişadlar olarak gruplandırılan onlarca ciltten oluşmaktadır. Kutsal kitapların dili Sanskritçe’dir.

Vahyi olan ve olmayan durumuna göre ikiye ayrılan Hindu kutsal kitap külliyatı; Şruti ve Smriti terimleriyle ifade edilmektedir. Şruti terimiyle vahye dayananla, Smitri terimiyle de vahye dayanmayanlar destansı olanlar kastedilir. Vedalar ve vedaların tamamlayıcısı mahiyetinde bulunan Brahmanalar, Upanişadlar ve Aranyakalar Şruti’ye; Mahabharata ve Ramayana destanları Smriti’ye dahildir.

İbadetler: Hinduizm’de ibadet, inandırıcı ve tutarlı sözler vasıtasıyla haberleşmedir. Bu haberleşme, büyülü sözler söyleme, dilekte bulunma, yakarma, övgü ve özellikle tapınma şeklinde gerçekleşir. Hinduizm’de ibadet edilen tanrılar ve törenler bölgeden bölgeye ve mezhepten mezhebe farklılıklar gösterir. Hindular sabahleyin güneş doğmadan önce, öğle vaktinde ve gün battıktan sonra olmak üzere günde üç defa ibadet ederler.

Evlerde gerçekleştirilen ibadetlerde genellikle tapılan puta tahsis edilen bir oda veya özel köşe bulunur. Mabetlerdeki ibadetler, evde yapılan ibadetin daha gelişmiş ve genişletilmiş şeklidir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

[1] Göbeklitepe

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments